Soğuk Bir Sabah ve İçimdeki Sessiz Heyecan
Kayseri’de kış sabahları biraz sert olur. Hava sadece soğuk değil, sanki insanın içine işleyen bir sessizliği de beraberinde getirir. O gün de öyle bir sabahtı. Arabanın camında ince bir buz tabakası, nefesimin buğuya karışıp camı bulandırdığı anlar… İçimde ise garip bir heyecan vardı.
Arkadaşım Emre ile uzun zamandır planladığımız bir yol vardı önümüzde. Şehirden biraz uzaklaşıp Erciyes tarafına çıkacaktık. Ne kayak yapma derdimiz vardı ne de büyük bir plan… Sadece “kaçalım” diyorduk. Bazen insanın tek ihtiyacı budur ya, şehirden değil, kafasından uzaklaşmak.
Ama o sabah bilmiyordum ki bu yolculuk bana sadece manzara değil, unutamayacağım bir korku da verecek.
Yola Çıkarken Her Şey Normaldi
Arabayı çalıştırdığımda motorun sesi bana her zamanki gibi güven verdi. Direksiyon elimdeyken sanki hayat da biraz daha kontrol edilebilir geliyordu. Emre yan koltukta telefonla uğraşıyordu, “müzik açsana” dedi. Açtım.
İlk kilometrelerde her şey çok sıradandı. Yol düz, hava açık, içimiz hafif.
Ama bazı şeyler tam da böyle anlarda başlar zaten. Sessizlik içinde büyür.
Bir noktadan sonra arabadan çok hafif bir “tık tık” sesi duymaya başladım. Önce önemsemedim. İçimden “eski araba sonuçta” dedim. Ama ses, yolun ritmine uymayan bir şekilde tekrar etmeye başladı.
Emre’ye döndüm, “duydun mu?” dedim.
Omuz silkti. “Radyo galiba.”
Ama değildi.
İlk Şüphe: İçimdeki Rahatsızlık
Direksiyon biraz daha sertleşmiş gibiydi. Sanki araba düz gitmek isterken küçük bir dirençle karşılaşıyordu. O an içime bir huzursuzluk düştü ama adını koyamadım.
Kendi kendime “Aks kafası arızası yolda bırakır mı?” sorusu geçti içimden. Daha önce ustanın bahsettiği şey geldi aklıma. “Aks kafası bozulursa araç ses yapar, titreşim olur, hatta ilerleyen durumda yolda bırakabilir.”
O cümle o an kafamda yankılandı ama kendime itiraf etmek istemedim.
Çünkü insan bazen gerçeği bilse bile görmezden gelmek ister.
Yola devam ettim.
Titreşim Başlıyor
Bir süre sonra direksiyonda hafif bir titreme başladı. Özellikle hızlanınca daha da belirginleşiyordu. Sanki araba bana “bir şey yanlış” diyordu ama ben onu duymamak için müziğin sesini artırıyordum.
İçimde iki ses vardı:
Birisi sakin kalmamı söylüyordu. “Abartıyorsun, yol bozuk.”
Diğeri ise daha dürüsttü: “Bu normal değil.”
Emre hâlâ fark etmemişti bile. O an onun rahatlığı bana hem iyi geldi hem de sinirimi bozdu. Çünkü yalnız hissetmek garip bir şeydir; yanında biri varken bile yalnız kalabilirsin.
Ve O An: Gerçek Ses
Virajlı bir yola girmiştik. Hafif sağa dönerken bir anda alt taraftan çok net bir “klonk” sesi geldi.
O ses…
İnsanın içini boşaltan türden bir sestir.
Araba bir anlığına sanki çekişini kaybetti. Direksiyon elimde ağırlaştı. Gaz pedalına bastım ama araç eskisi gibi gitmedi.
Emre “ne oldu?” dedi.
Ben cevap veremedim.
Sadece şunu düşündüm:
“Aks kafası arızası yolda bırakır mı? Sanırım bırakıyor…”
O an korku, kelimenin tam anlamıyla içime oturdu.
Yolda Kalmak: Sessiz Bir Durma Anı
Sağa zorla çektim arabayı. Motor çalışıyordu ama araç hareket etmek istemiyordu. Sanki bir şey kopmuştu ama gözle göremiyordum.
Camı açtım. Soğuk hava içeri doldu. Ama o soğuk, içimdeki kadar keskin değildi.
Emre indi, tekerleğe baktı. Ben de indim ama bacaklarım biraz titriyordu.
Arabaya baktım. Hiçbir şey belli değildi. Ama hissettiğim şey çok netti: Bu yol burada bitmişti.
İçimden geçen tek şey hayal kırıklığıydı. Çünkü planlarımız vardı. Çünkü “kaçış” yarım kalmıştı. Çünkü bazı şeyler kontrolümüz dışında gelişmişti.
O Sessizlik Çok Ağırdı
Arabaya yaslandım. Emre telefonla çekici ararken ben sadece uzaklara baktım. Erciyes’in beyazlığı uzakta duruyordu ama biz oraya hiç ulaşamayacak gibiydik.
İçimden geçenleri bastıramıyordum:
“Keşke biraz daha dikkat etseydim.”
“Keşke o sesi ilk duyduğumda dursaydım.”
“Keşke…”
Ama “keşke”lerin hiçbir faydası yoktu.
Ustanın Sesi Aklımda Çınlıyor
Çekici gelene kadar geçen sürede aklıma sürekli ustanın sözleri geldi.
“Aks kafası bozulursa araç virajda zorlanır, ses yapar, en sonunda yürüyemez.”
O an o cümleler artık teori değildi. Yaşanmış bir gerçekti.
Kendi kendime kızdım. Çünkü aslında araba bana çok net sinyaller vermişti. Tıkırtılar, titreşim, direksiyon sertliği… Ama ben onları “önemsiz” diye geçiştirmiştim.
İnsan bazen en büyük hatayı böyle yapar zaten: küçük uyarıları küçümseyerek.
Çekici Beklerken Düşünceler
Soğuk artıyordu. Ama garip bir şekilde üşümekten çok düşüncelerim beni yoruyordu.
Emre bir ara “iyi misin?” dedi.
“İyiyim” dedim ama değildim.
İçimde hem hayal kırıklığı hem de garip bir öğrenme hissi vardı. Sanki hayat bana küçük ama sert bir ders vermişti.
“Aks kafası arızası yolda bırakır mı?” sorusunun cevabını artık biliyordum. Sadece teknik olarak değil, yaşayarak öğrenmiştim.
Evet, bırakır.
Hem de en beklemediğin anda.
Yolun Bana Öğrettikleri
Çekici geldiğinde arabayı yüklerken içimde garip bir sakinlik oluştu. Sanki her şey artık kabullenilmişti.
O an fark ettim ki:
Bazen yolculuklar planlandığı gibi gitmez.
Bazen bir parça, her şeyi değiştirir.
Bazen de insan, en çok durduğu yerde büyür.
Arabaya son kez baktım. O an ona kızmıyordum. Sadece üzgündüm.
Çünkü o da aslında elinden geleni yapmıştı. Sadece ben onu zamanında duymamıştım.
İçimde Kalan Son His
Şehir ışıkları geri dönerken camdan dışarı baktım. Emre uyuyakalmıştı. Ben ise gözümü kapatamadım.
İçimde bir şey netleşmişti:
Hayat da tıpkı bu araba gibi. Küçük sesler verir. Küçük titreşimler yaratır. Eğer dinlemezsen, bir yerde seni durdurur.
Ve o duruş, bazen yolun sonu değil, asıl farkındalığın başlangıcı olur.
O gün Kayseri’nin soğuk yollarında sadece bir araba bozulmadı.
Ben de biraz değiştim.
“Aks kafası arızası yolda bırakır mı” konusundaki yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Hemenbaskiya olarak sizlere her zaman kaliteli içerik sunmaya devam edeceğiz.
Buna da Göz Atın: Afyon İç Anadolu'da mıdır ?
İlginizi Çekebilecek İçerik: Aks başi arızası nasıl anlaşılır ?